26 Ocak 2009 Pazartesi

Kaka'nın Örnek Davranışı

Daha önceki yazılarımızda, Manchester City'nin Arap bir işadamına satılmasıyla dünya futbolunda paranın sözünün artık daha da fazla geçmeye başlamasından bahsetmiştik. Geçtiğimiz günlerde de, aynı Manchester City, bu defa, bonservisi için 150 milyon Euro'dan fazla ve kendisine de, ona, küçük bir futbol takımı satın alabilecek kadar bir ücret teklif etmesine rağmen Kaka'ya, transfer için yeterli iknayı sağlayamamıştı. Dün oynanan Bologna-Milan maçının öncesinde, Bologna teknik direktörünün Kaka için, "Paranın her şey olmadığını gösterdiği için, Kaka'ya teşekkür etmemiz gerek" şeklindeki yorumu da en az, Kaka'ya edilmesi gerektiği kadar bir teşekkürü hak ediyor.

Evet, artık yüzlerce milyon Euro'ların konuşulduğu günümüz futbolunda, bazıları kabul etmese de, işlerine gelmese de, hala böylesine profesyonelliklerin olduğunu görmek, hem gelecek adına umut verici ve sevindirici iken, hem de kulüpler ve futbolcular için iyi bir örnek olmaktadır.

17 Ekim 2008 Cuma

Bunu Hep Yapıyoruz

Milli takımımız bu Dünya Kupası elemelerinde, önceki eleme maçlarında olduğu gibi yine sürpriz bir sonuca imza attı ve Estonya gibi adı-sanı duyulmamış bir takıma deplasmanda gol atamayarak sahadan 0-0 beraberlikle ayrıldı. Aslında terinin son damlasına kadar büyük bir mücadele gösteren o pırlanta gibi çocuklarımıza çok da haksızlık etmemek lazım. Derler ya, top yuvarlaktır diye.. olmayınca olmuyor. Bu da bir bakıma böyle. O kadar gol pozisyonuna girmemize rağmen topu çizgiden geçiremeyerek Estonya'ya gerçekten hak etmedikleri bir beraberliği adeta ellerimizle hediye ettik.



Maçtan sonra medyadaki ağır eleştirileri anlamak hiç mümkün değil gerçekten. Sanki çok kötü bir futbol oynadık da bu sonucu aldık. Tabii ki hayır. İspanya'nın kayıpsız yoluna devam etmesi birincilik yolundaki şansımızı iyiden iyiye azaltmış olsa da ben şahsen önümüzdeki iki İspanya maçından ümitliyim. Hem sakatların düzelecek olması hem de büyük maçlara daha iyi konsantre olduğumuz gerçeği bu ümidimi perçinliyor. İyi oynuyoruz iyi top çeviriyoruz ama tek eksiğimiz golü bulamamak. Bir olmadı iki olmadı üçüncüde mutlaka olacaktır. Altı maç var önümüzde ve ben çok daha iyi sonuçlar alacağımızı düşünüyorum.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Denizli Diyorsa...


Beşiktaş'ın yeni teknik direktörü Mustafa Denizli, görevine geldiği günden bu yana oldukça iddialı açıklamalar yapıyor. Bugünlerde de buna yenilerini ekliyor. Son olarak yine kameralar karşısında yaptığı açıklamada "Biz, son maçımızda hakem son düdüğünü çaldığında nerede olacağımızı biliyoruz" dedi. Bu gerçekten çok büyük ve iddialı bir söz.



Son bir haftadır spor çevresinin adeta ilgi odağı haline gelen Denizli, önceki yıllardan bildiğimiz kalitesinden galiba hiç bir şey kaybetmemiş.. Bekleyip göreceğiz ama eğer öyleyse ve böylesine iddialı ve cesur açıklamalar yapıyorsa Beşiktaş'ı çok çok iyi bir yere taşıyacağının garantisini mutlaka veriyordur. Tüm Beşiktaşlılara hayırlı olsun ve gözünüz aydın diyorum.

04 Ekim 2008 Cumartesi

Galatasaray Birleşik Devletleri

Ona ligimizin rüya takımı dersek abartmış olmayız herhalde... Kadro kalitesi açısından şu an ligdeki en iyi takımdan, yani Galatasaray'dan biraz bahsetmek istedim. Galatasaray, yarın oynanacak Bursaspor deplasmanı öncesi tam 11 futbolcusunun oynayamayacak olması nedeniyle büyük sıkıntı(!) içinde. Dile kolay, tam 11 futbolcu yok.

Az önce kanalları zaplarken haber kanallarından bir tanesinde altyazıda Galatasaray'dan birtakım oyuncuların isimlerinin geçtiğini gördüm. Merak ettim, acaba ne diyecek devamında diye.. Baştan, herhalde dalgınlığıma gelmiş olacak ki, anlayamadım o isimlerin Bursaspor karşısında yer alamayacak olan futbolcular olduğunu. Öyle isimler geçti ki orada, sadece bu isimlerden bir takım kurulsa inanın yine şampiyonluğa oynayabilir. Kimler yoktu ki; Hasan Şaş, Emre Aşık, Emre Güngör, Ümit Karan, Nonda, Mehmet Topal, Arda, ... Say say bitmiyor. Hepsi sakat! Sakatlıklarla böylesine boğuşmasına rağmen, yine de Galatasaray yoluna herhangi bir kaza olmaksızın devam ediyor, edebiliyor. Çünkü kardosu gerçekten çok geniş ve kaliteli oyunculardan kurulu.

Dünya futbolunu biraz olsun takip edenler, Galatasaray'daki oyuncuların kalitesini çok daha iyi bileceklerdir. Kaleci De Sanctis: İtalya milli takımında aktif olarak oynuyor... Meira: Portekiz'li milli oyuncu... Kewell: Liverpool ve Premier Lig'in büyük tecrübesi ile şimdi Galatasaray'da... Baros: Milli formayla 66 maçta 32 gol gibi mükemmel bir istatistiğe sahip kalitesi tartışılmaz bir dünya yıldızı... Lincoln: İlk haftalar yoğun bir şekilde eleştiri almış olsa da şu sıralar her maçta kalitesini konuşturan, Brezilya'nın dünya futboluna son hediyelerinden biri...

Takıma katkı sağlayan diğer kaliteli oyuncuları ve istekli gençleri ile Galatasaray, bu sene adından çokça bahsettirecek gibi görünüyor. Zaten, UEFA Kupası finalini kendine hedef olarak koymak da ancak böyle bir kadronun verdiği güvenle mümkün olabilirdi.

Şu an için Cimbom'un önündeki tek sorun, sakatlıkları ve eksikleri değil, bunlar geçtikten sonra forma için yaşanacak olan büyük çekişme gibi görünüyor...

24 Eylül 2008 Çarşamba

Kanat'ımız Kırıldı...


Farkında olduğunuz gibi uzun süredir yazamıyordum. Gönül isterdi ki, güzel konulardan bahsedelim burada bu uzun sürenin ardından; ama bu öğlen vakti dersten gelince maalesef televizyondan Kazım Kanat'ın sabahleyin vefat ettiği haberini duydum ve kelimeler her ne kadar yetmeyecek olsa da yine de birşeyler yazma gereğini hissettim. Ölüme alışmak hakikaten zor birşey.. Yani insan, ölümün de aslında doğum kadar gayet normal birşey olduğunu çok iyi bildiği halde, her zaman gözünün önünde gördüğü birinin, veya her gün televizyondan izlediği birinin vefat haberini duyunca nedense çok şaşırıyor ve şok oluyor gerçekten. Hele bu insan, sevilen, saygı duyulan, neşeli ve espirili bir insansa... Rahmetli Kazım Kanat gibi...



Kazım Kanat, 35 yılını spora adamış, çok sevdiği Beşiktaş konusunda uzman, çok değerli bir insandı. Geçenlerde televizyondan hastaneye kaldırıldığı haberini duyunca nedense çok fazla önemsememiştim. Bazı insanlar hani ölmeyecekmiş gelir ya insana, o da öyleydi işte... önemsememiştim mutlaka iyileşir gelir yine demiştim; ama olmadı işte... Ölüm kendini malesef illa ki herkese yakıştırmak istiyor... Çaresiz kalıyor insan.
Sevgili Kazım Kanat... Sporseverlerin Kazım Abi'si....
Seni çok özleyeceğiz. Mekanın cennet olsun.
Biz her zaman senin yorumlarını, itirazlarını ve Beşiktaş sevgini bir yerlerden duyar gibi olacağız...
Güle güle.

14 Eylül 2008 Pazar

Terim'e Sahip Çıkalım

Bu başlığı görünce bana biraz kızmış olabilirsiniz ama ben olaya farklı bakış açılarına göre yorum getirmek istiyorum. Malum geçen hafta Belçika ile 1-1 sona eren bir karşılaşma yaptık ve maçın sonlarına doğru, Fatih Terim'in Belçika teknik direktörüne karşı ortaya koyduğu davranışlar ve maç boyunca kenardaki gergin hali ve sonrasında da, kendisini eleştiren Osman Tanburacı ile yaşadığı tatsız bir telefon hadisesi herkesin dikkatini, bazılarının da aynı zamanda nefretini çekmiş ve spor gündeminin ilk sırasına oturmuştu.



Ben Terim'i anlamaya çalışmaktan ve ona hak vermemiz gerektiğinden yanayım. Çünkü her insanın kafasının bozuk olduğu bir dönem olabilir. Bu herhangi bir insan olabileceği gibi bir teknik direktör de olabilir. Fatih hocanın üstüne daha fazla gitmek, fayda yerine zarar getirir artık bu saatten sonra. Zaten Terim de daha sonra hatasını kabul etmiş ve kamuoyundan özür diledi. Medyamızın ve sporseverlerin artık bu türden olaylara yaptıkları eleştirileri daha yapıcı şekilde ortaya koymasını öğrenmesi gerek. Bunun sadece Fatih Terim'i değil aynı zamanda da milli takımımızı etkileyebileceğini düşününerek hocaya sahip çıkmamız, milli takımın havasını bozacak davranışlardan kaçınmamız şart.

05 Eylül 2008 Cuma

Haydi Yallah Manchester!

Şu günlerde İngiltere Premier Lig kulübü Manchester City'yi alan ve spor gündeminin ilk sırasına oturan Abu Dhabi United Group'un başkanının, futbol dünyasını şoke edecek planlar içinde bulunduğu iddiası ortalığı kasıp kavuruyor.



Robinho transferinin tamamlanmasının ardından şimdi de, Sulaiman Al-Fahim'in Manchester United'ın yıldız ismi Cristiano Ronaldo için 170 milyon euroluk bir rakamı beklemede tuttuğu, iddiaların ilk sırasında... Bu transfer için Al-Fahim'ın Ocak ayındaki ara transfer dönemini beklediği öne sürülüyor. Manchester City'i satın aldıktan sonra kulübü Manchester kentinde ezeli rakibi olan Manchester United'ın çıtasından daha yükseklere çıkaracağını ve Real Madrid gibi bir dünya kulübü yapmak istediğini söyleyen 30 yaşındaki iş adamının en büyük hedefinin Manchester United, Arsenal ve Liverpool'u tahtlarından ederek tam anlamıyla dengeleri alt üst etmek olduğu ifade ediliyor. Chelsea'nin sahibi Roman Abramovich'ten 10 kat daha zengin olan City'nin yeni sahibinin hedeflerinde kimler yok ki.. Cesc Fabregas'tan tutun da Fernado Torres'e kadar... sayın sayabildiğiniz kadar... Tam anlamıyla ortada bir 'sınırsız bütçe' söz konusu!.. Herhangi dünya çapında bir futbolcuyu bu isimler içine dahil etsek hiç hata etmiş olmayız...

Gündeme bomba gibi düşen bu adam, ne bir ilk oldu ne de son olacağa benziyor. Bir çok sektör gibi futbol da artık amatör ruhundan çıkıp adeta sadece paranın kontrolünde olan bir oyun haline gelecek gibi görünüyor. Zenginlerin elinde futbol kulüpleri, yavaş yavaş artık futbolcuların kendi kimliklerinden ve o sporcu ruhundan uzaklaşıp adeta şirketlerin birer kölesi haline geldikleri yerler olmaya doğru gitmektedir. İş adamlarının bu şekilde futbola olan yatırımlarının seyir zevkini arttıracağı bir gerçek, ama futbolun kimliğinde büyük değişimlere sebep olacağı ve en önemlisi de genç yeteneklerin ortaya çıkmasına onların daha fazla şans bulmalarına ve kendilerini göstermelerine bir engel oluşturacağı da kaçınılmazdır.

31 Ağustos 2008 Pazar

Oruç ve Sporcu Sağlığı


Ramazan ayı geldi... Yine bir ay boyunca Ramazan'ın o eşsiz atmosferi saracak her tarafı... Özellikle ezan saati yaklaştıkça, caddelerde pide kokuları yine daha bir fazla karışacak egsoz dumanlarına... Çocukluğumuzda duyduğumuz o heyecanı maalesef artık o kadar yoğun olarak içimizde hissedemesek de, yine de Ramazanların hep ayrı bir tadı, ayrı bir havası var.

Tabii ki, Ramazan ayı denince akla ilk olarak gelecek şey, onunla özdeşleşen 'oruç'. Orucun insan sağlığını olumlu yönde etkilediği bilimsel olarak ispanan bir gerçek. Az ve dengeli yemek ve yine az ve dengeli uyumak, sağlık açısından gerçekten çok faydalı bir alışkanlık. Ama iş sporcu sağlığına geldiğinde ne yazık ki bu konu bu kadar basit ele alınamıyor ve bu noktada biraz durmamız gerekiyor...


Sporcular, kendi meslekleri gereği antremanlarda harcadıkları efor sonucunda çok fazla su ve mineral kaybederler. Bu kaybı, antreman sırasında aldıkları sıvı takviyeleriyle düzenlerler.

Yaz mevsimine gelen Ramazan'larda daha önce yazın oruç tutanlar yaşadıkları için çok iyi bilirler ki, bir gün içindeki oruç süresi bir hayli fazladır (yaklaşık 15 saat gibi). Bu, normal bir insan için herşeye rağmen çok olmasa da, gerekli önlemler alınmadığında sporcular için bir hayli sıkıntılı bir durum oluşturabilir.

Geçtiğimiz günlerde Köln takımının kaptanı Ümit Özat'in maç öncesinde yeterli beslenmemesi sonucunda maç sırasında bayılmasının, tam da Ramazan ayı öncesine denk gelmesi belki de herkese bir işaretti.

Önümüzdeki günlerde havalar büyük ihtimalle serinleyecek olsa da sadece günlük orucun süresi bile göz önüne alındığında sporcuların bu konuda ne kadar dikkatli olmaları gerektiği açıkça görülüyor.

Özellikle ve öncelikle kulüp doktorlarına bu konuda çok iş düşmektedir. Doktorların, mutlaka ama mutlaka oruç tutmak isteyen sporcular için Ramazan ayına özel ayrı bir program oluşturmaları ve ellerinden geleni yapmaları gerekiyor. Programsız çalışıldığı takdirde ise, önümüzdeki günlerde -Allah korusun- Ümit gibi örneklerin yaşanması muhtemeldir.

Herkese hayırlı Ramazanlar...